Eskiçağ’da Anadolu

ByTaner
0

 




Eskiçağ’da Anadolu. Anadolu’nun iskânı Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Daha sonra milâttan önce 5500 yıllarından itibaren, özellikle Konya’nın güneyinde Çatalhöyük ve Burdur yakınlarındaki Hacılar’da elde edilen buluntular yoluyla tanıdığımız bir Neolitik, bundan sonra da bir Kalkolitik kültür gelişmiştir. Bu dönemin ahalisi, daha geç devirlerde kullanıldığı görülen -s (Halikarnassos), -nd- (Lindos), -nt(h) (Korinthos) son ekli yer adlarının da düşündürdüğü gibi, muhtemelen Ege-Anadolu menşeli idi ve bu “Anadolu kültürü”nde şehir biçimi iskân vardı. Kalkolitik dönemin ikinci yarısında (3000-2600) belirli bir gerileme söz konusu olmakla birlikte, Denizli’nin Çivril kazası yakınındaki Beycesultan höyüğünde yürütülen kazılardan metal kap yapımının başladığı anlaşılmaktadır. Bunu takip eden Erken Bronz devrinde (2600-2000), Troia (I-IV. katlar, tahkimatlar, depo buluntuları) ve Beycesultan (megaron üslûbunda kült yapıları) kültürleriyle özellikle batı bölgesi ön plana çıkmaktadır. Fakat bu dönem, aynı zamanda Kilikya’da Mersin ve Orta Anadolu’da da Alaca-Alişar mezar buluntularıyla belgelenmiş durumdadır. Orta Bronz devrinde (2000-1600) Batı Anadolu kültürleri gelişimlerini sürdürmekle birlikte (Troia V ve VI’nın başları; Beycesultan’daki saray yapısı) yeni etnik gruplar da ortaya çıkmıştır. Orta Anadolu’da bazı Protohatti sülâleleri hüküm sürüyorlardı ve onların izniyle kurulmuş olan Mezopotamya menşeli Assur ticaret kolonileri (Kültepe), Anadolu’ya ilk çivi yazısını getirmişlerdi. Protohattiler, milâttan önce 1900’den itibaren Anadolu’ya gelen Hint-Avrupalılar’la mücadele etmiş olmalıdırlar.

Milâttan önce 1600’lerden 1200’lere kadar uzanan devir Hitit Devleti için bir gelişme dönemi olmuştur. Orta Anadolu’da Hititler önce 1650-1490 arasında, bir ara Bâbil’i dahi fetheden Eski Hitit Devleti ile varlıklarını sürdürmüşler ve kısa süren bir duraklama döneminden sonra Yeni Hitit Devleti veya Hitit İmparatorluğu devrinde (1440-1200) Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirerek Eskidoğu’da “büyük devlet” statüsü kazanmışlardır. Hititler, Gediz ve Büyük Menderes ırmakları arasında kalan alanda Ege denizine ulaşmışlar, aynı zamanda Kuzey Suriye’ye kadar ilerleyip Mısır’la dünyanın ilk meydan savaşı olarak bilinen Kadeş Savaşı’nı yapmışlardır. Başşehir Hattuşaş’ta (Boğazköy) bir çivi yazılı tablet arşivi kuran Hititler, kendi dillerinde ve zamanın diplomatik dili olan Akkadca ile yazılmış pek çok tableti muhafaza etmişlerdir. Hitit Devleti milâttan önce 1200 yıllarında muhtemelen “Ege göçleri” ile gelen “Deniz kavimleri” tarafından yıkılmıştır. Milâttan önce 1200 yıllarından sonra Trakya’dan göç ettikleri sanılan ve başşehirleri Ankara yakınında Gordion olan Frigler ön plana çıkmışlardır. Frig Devleti’nin, Kafkaslar üzerinden gelen göçebe Kimmerler tarafından milâttan önce 676 yılında yıkılmasından sonra, Batı Anadolu’da başşehri Sardes olan Lidya Devleti kurulmuş ve milâttan önce 547-546 yıllarına kadar etkili bir siyasî güç teşkil etmiştir. Ege kıyıları ise milâttan önce 1000 yıllarından itibaren Helenler tarafından iskân edilmeye başlamıştır (kuzeyden güneye doğru Aioller, İonlar ve Dorlar). Doğu Anadolu’da milâttan önce 1300 yıllarından sonra Hurri menşeli bazı küçük devletler kurulmuş ve bunlardan da milâttan önce 860 yıllarında, başşehri Van gölü kıyısındaki Tuşpa olan Urartu Devleti teşekkül etmiştir. Urartu kralları milâttan önce VIII. yüzyılda hâkimiyet sahalarını bugünkü Gürcistan’a ve Halep bölgesine kadar genişletmişlerdi. Ancak Urartular bir süre sonra Assurlular’la Kimmerler’in baskısı altında kalmışlar ve milâttan önce 600’den sonra da İskitler’le Medler tarafından yıkılmışlardır. Âsi ırmağının kuzeyinde ve Güneydoğu Anadolu’da ise, Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, adlarına Geç Hitit krallıkları denilen birçok feodal devlet ortaya çıkmıştır.

Milâttan önce 546 yılından itibaren hemen hemen bütün Anadolu’nun Pers İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdiği görülüyor. Milâttan önce 334 yılında Persler’e karşı uzun bir sefer başlatan Büyük İskender’in bu devleti yıkarak kurduğu Anadolu, Hindistan’a kadar bütün İran, bütün Ön Asya ve Mısır’ı içine alan imparatorluk, onun milâttan önce 323’te ölümü üzerine generalleri arasında anlaşmazlıklara sahne olmuştu. İskender İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmak isteyen Antigonos’un milâttan önce 301 yılında Lysimakhos ve Seleukos’a karşı yaptığı Ipsos Muharebesi’ni kaybetmesi üzerine Trakya ve Anadolu’da Lysimakhos Devleti kurulmuş, Bitinya ise milâttan önce 298’de bu devletten ayrılarak bağımsızlığını ilân etmiştir. Anadolu’nun diğer bölgelerinden Kilikya zaman zaman Seleukoslar’ın, zaman zaman da Ptolemaioslar’ın eline geçmiş, Kapadokya, Galatya, Pontus-Paflagonya ve Armenya ise yerli sülâlelerin idaresinde kalmıştır. Öte yandan Lysimakhos’un ölümünden (milâttan önce 281) sonra Attaloslar Pergamon (Bergama) ve çevresinde bağımsız bir devlet kurmuşlar ve hâkimiyetlerini giderek genişletip kuvvetlendirmişlerdir. Bu arada Doğu Akdeniz bölgesine yönelmiş olan Roma Cumhuriyeti’nin milâttan önce 190’da Seleukoslar’a karşı kazandığı Magnesia (Manisa) Muharebesi Anadolu’da Roma egemenliğinin başlangıcını teşkil etmiş, çok geçmeden milâttan önce 168’de Helenistik Makedonya Krallığı’na karşı kazandığı Pydna zaferi de Roma’yı, Batı Akdeniz’de olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de bir “hakem” olarak ortaya çıkarmıştır. Roma’nın bütünüyle doğuya yöneldiği böyle bir zamanda, Batı Anadolu’daki Helenistik Pergamon Devleti’nin son kralı III. Attalos’un ülkesini veraset yoluyla Roma’ya bırakması üzerine eski Pergamon Krallığı’nın toprakları üzerinde ilk Roma eyaleti kuruldu (Provincia Asia; m.ö. 129). Anadolu’daki Asia eyaletini milâttan önce 101’de Kilikya, milâttan önce 74’te Bitinya, milâttan önce 63’te Pontus-Bitinya, aynı yıl yeniden organize edilen Kilikya ve milâttan önce 25’te Galatya takip etti; bu eyaletlere milâttan sonra 17’de Kapadokya, 43’te Lidya-Pamfilya katıldı.

İmparator Augustus (m.ö. 27 - m.s. 14) ile başlayan Roma İmparatorluk devri, imparatorluğun diğer bölgeleri gibi Anadolu toprakları için de yeni bir gelişme ortamı hazırladı. Bu ortamın getirdiği refah ve zenginlik, özellikle milâttan sonra I ve II. yüzyıllarda kendini gösterdi. Ancak III. yüzyılda imparatorluk genel bir ekonomik bunalıma düşmüş, sınırlarda siyasî güvensizlik artmış ve ülke içinde sosyal çalkantılar baş göstermeye başlamıştır. Devleti içine düştüğü bu güç durumdan, yaptığı geniş kapsamlı reformlarla İmparator Diocletianus (284-305) kurtarmaya çalışmıştır. 330’da eski Byzantium şehri, İmparator Constantionus (306-337) tarafından Roma İmparatorluğu’nun başşehri yapılmış ve böylece devletin ağırlık noktası doğuya kaydırılmıştır. Fakat bütün tedbirlere rağmen devamlı hücum halinde olan Cermen kabileleri devletin sınırlarından uzak tutulamamış ve doğuda da Persler’e karşı yürütülen mücadeleden kesin bir sonuç elde edilememiştir. Bu arada İmparator Valens milâttan sonra 378’de Hadrianopolis (Edirne) yakınlarında Gotlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratılarak öldürülmüş ve Roma ordusunun ana bölümü de tamamen imha edilmiştir. Valens’ten sonra imparator olan Theodosios (379-395), ölümünden önce devletin doğu ve batısını ayrı ayrı iki oğluna vererek “ikili” bir yönetimi tercih etmiş, bu durum imparatorun ölümünden sonra (395) Roma İmparatorluğu’nun kesin olarak ikiye ayrılmasına ve Anadolu’nun Doğu Roma İmparatorluğu toprakları içinde kalmasına yol açmıştır. Bundan sonra ise Batı üzerinde hak iddia etmeye devam eden ve merkezi Constantinopolis (İstanbul) olan Doğu Roma İmparatorluğu özellikle VII. yüzyıldan itibaren Bizans Devleti olarak yeni bir gelişme göstermiş ve İstanbul’un 1453 yılında Türkler tarafından fethine kadar varlığını sürdürmüştür.


BİBLİYOGRAFYA

W. M. Ramsay, Historical Geography of Asia Minor, London 1890.

V. Chapot, La Province proconsulaire romain d’Asie, Paris 1904.

L. Robert, Villes d’Asie mineure, Paris 1935.

Fr. Schachermeyr, Hethiter und Achaer, Leipzig 1935.

E. Gren, Kleinasien in der wirtschaftlichen Entwicklung der römischen Kaiserzeit, Uppsala 1941.

K. Bittel, Grundzüge der Vor- und Frühgeschichte Kleinasiens, Tübingen 1945.

D. Magie, Roman Rule in Asia Minor, Princeton 1950.

A. Götze, Kleinasien, München 1957.

M. Mayrhofer, Die Indo-Arier im alten Vorderasien, Wiesbaden 1966.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1991 yılında İstanbul’da basılan 3. cildinde, 109-110 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

kaynak
https://islamansiklopedisi.org.tr/anadolu
Katogori

Yorum Gönder

0Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Ok, Go it!) #days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Check Now
Ok, Go it!